UYGAR TAMER

458

Uygar Tamer pek çok filmde rol alan ve son dönemlerde kendinden bahsettiren başarılı bir oyuncu. Bugüne kadar 6’sı uzun metrajlı, 8’i kısa metrajlı olmak üzere birçok sinema filmi ve televizyon dizisinde roller alan Uygar Tamer çocukluğundan bu yana sinemanın ve tiyatronun içinde yer alan bir isim.

Çalışmalarından dolayı birçok ödül alan sanatçı, son olarak 22 Eylül’de Berlin’de, Alman Oyuncu Birligi’nin düzenlediği Almanya Oyuncu Ödülü 2017 galasında, en başarılı yan oyuncu ödülüne layık görüldü. Uygar Tamer bu ödülü, “NSU: ALMANYA‘NIN ORTASINDA” adlı trilojinin “BENİ UNUTMAYIN – KURBANLAR” isimli filmdeki Adile başrolü ile aldı. Oldukça başarılı bir performans sergileyen sanatçının rol aldığı bu film gerçek olaylardan yola çıkılarak yapıldı. Yönetmeliğini Züli Aladağ’ın yaptığı bu filmde, 2000-2007 yılları arasında, 8’i Türkiye kökenli olmak üzere 10 kişiyi öldüren Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütü işleniyor.

www.haberpodium.chÖdül töreninde, ödülün Tamer’e verilme gerekçesi ise şöyle açıklandı: “Uygar Tamer, Adile rolünü o denli yüksek bir duygu gücü ve büyük bir saydamlıkla oynadı ki, rolünün her anını ve her dokusunu bizim de paylaşmamızı sağlamıştır. Öyle anlar vardır ki, onun bu oynadığını değil, kurbanlar adına bu rolü gerçekten yaşadığını düşünürsünüz. Oyunuyla, yaşanan bu acıları başka birinin gözünden değil, kendi acılarımizmiş gibi hissetmemizi sağlamıştır.“

Çalışmalarını uluslararası boyutu ile sürdüren oyuncu, Türkçe’nin yanısıra Almanca, Fransızca, İtalyanca ve İnglizce dillerini konuşuyor.

Zürich’te yaşayan Uygar Tamer ile çalışmaları hakkında konuştuk.

Son olarak, Almanya’da, NSU: ALMANYA‘NIN ORTASINDA adlı trilojinin BENİ UNUTMAYIN – KURBANLAR filmi ile, DSP 2017 Alman Oyuncu Ödülü aldınız. Bu ödüle dair neler söylemek istersiniz?

Evet, bu film ile Deutscher Schauspielpreis, en iyi yan oyuncu ödülü aldım. Elbette sevindim. Bu sene gösterilen tüm film ve TV yapımlarının arasından seçilerek, çeşitli elemelerden sonra Alman Oyuncu Birliği’nin tüm üyelerinin açık oylamasıyla verildi bu ödül.  Torpil ve kayırma gibi küçük çıkarların işlemediği bir ödül olduğu için, benim için onur verici bir durum tabii. Oyuncu meslektaşlarım tarafından kabul görmek çok güzel.

Bu filminizde Adile’yi canlandırdınız. Filmle ilgili kısa bilgi aktarmanız mümkün mü?

Bu filmde, 2000 yılında hunharca öldürülen Enver Şimşek’in eşi Adile Şimşek’i canlandırdım. Enver Şimşek, Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) ve karanlık güçlerin öldürdüğü ilk vatandaşımız. Triloji, NSU çınayetlerinin çeşitli boyutlarını anlatırken, örgütün oluşumu, kurban seçilen ailelerin yaşadıkları ve olayı araştıran kurumları ele alıyor. Bizim bölümümüzde, Adile ve evlatlarının Enver’i yitirdikten sonra, bırakın destek görmeyi, makamlarca hangi korkunç suçlamalara ve baskılara maruz bırakıldıkları anlatılıyor. Senaryo, Enver Şimşek’in kızı, Semiya Şimşek’in “Acı Vatan” adlı kitabından uyarlandı.  Akıl alır gibi değil yaşanan bu olaylar… Çok çok acı. İnsanlığa aykırı.

Bu filmde yer almanız nasıl oldu?

Filmde yer almam benim için sürpriz oldu. Çekimlere iki ay kala rolü oynamayı isteyip istemediğim soruldu. Casting dahi yapılmadan görevi üstlenmiş oldum. Hemen dava dosyalarını ve basında yer alan tüm belgeleri okuyarak hazırlanmaya başladım. Film çekimlerinin bitimine üç gün kala, ilk defa kahramanım Adile Şimşek ile tanıştım. Unutamayacağım bir andı o an. Ağlamaktan konuşamadım. Adile’nin güçlü duruşundan çok etkilenmiştim. Kendisi ile karşılaşınca duruluğu, asaleti, tüm yaşadıklarına rağmen insanlığı ve anaç hali beni benden aldı. Çok büyük hayranlığım ve saygım var kendisine.

Son dönemlerde çalışmalarınızı daha çok Almanya’da sürdürüyorsunuz? Sinema konusunda Almanya çok daha fazla mı olanak sunuyor?

Aslında sadece Almanya’da çalışmıyorum. En son İsviçre’de, çok da ilginç bir projede başrollerden birini oynadım. Film baştan sona ÖNETAKE, yani montajsız çekildi. Dani Levy’nin rejisörlüğünü üstlendiği bir Tatort’tu bu. 2018’de gösterime girecek. Sorunuza dönersek, evet Alman film endüstrisi çok daha büyük. Daha fazla film yapılıyor.

İsviçre ve Almanya’da sinemaya yaklaşım konusunu açabilir misiniz? İki ülke arasında bir kıyaslama yapmanız mümkün mü?

Dediğim gibi, Almanya’da bir film endüstrisi daha büyük. Sonra televizyon kanalları çok daha fazla. İmkanlar daha çok yani. İsviçre ise daha küçük ve film konusunda sanırım çok da iddIalı değil. Ya da film, toplumun veya finansörlerin çok da önemsediği bir alan değil belki de. Ne yazık ki böyle.

Yer aldığınız filmlerde daha çok göçmenleri temsil ediyorsunuz. Göçmenlerin Almanya ya da İsviçre sinemasındaki temsilini nasıl değerlendiriyorsunuz? Gündelik yaşamda göçmenlere dair var olan önyarglar sinemaya ne ölçüde yansıyor?

www.haberpodium.chFilm, genelde beyinlerdeki klişeleri ve oturmuş önyargıları kullanmaya meyilli bir alandır. Eski Türk filmlerinde zengin ailelerin “Dudu“ çocuk bakıcılarını siyahi oyuncuların canlandırmış olmaları da buna benzer bir örnektir. Almanya’da her meslek ve statüden vatandaşımız olmasına rağmen, göçmen kökenli veya farklı tende oyuncuları akademisyen veya entellektüel karakterleri canlandırırken görmek nadirdi. Lâkin göçmen oyuncu ve yönetmenler bu konudaki hassasiyetlerini her fırsatta dile getiriyorlar artık. Bu bizim gibi düşünen filmciler için önemli bir konu. Tabii ki amaç kafalardaki klişeleri silmek. Toplumda göçmenlere karşı yerleşmiş imajları film aracılığı ile kırmak ve doğru bilgilendirmek önemli. Ben kendi açımdan bir adım atabildim sanırım. Örneğin en son oynadığım Tatort başrolünde yerli, etable olmuş, doğruyu savunan bir avukatı canlandırdım.  Oyuncu tanındıkça daha farklı rollerde oynama şansı da artıyor belki de. Oyuncuların kişisel başarıları, dolaylı olarak toplumdaki önyargıları kırabilmede etkili olabiliyor. İnsanlar kara kaşlı, kara gözlü birinin de avukat olarak iyiliği temsil edebileceğini belleklerinin bir köşesine kazıyorlar. Almanya’da etable olmuş, sevilen çok sayıda oyuncumuz ve rejisörümüz var. Hatta çok da başarılılar ve sadece göçmenleri canlandırmıyorlar. Ancak teşhisinizde haklısınız. Bu konu göçmen kökenli olan pek çok oyuncunun yarası. Göçmen olmayıp meslekten ekmeğini kazanamayan çok sayıda oyuncunun var olması da oyunculuk mesleğinin diğer başka bir sorunu, ki yabancı oyunculara film pastasından daha da az pay düşüyor haliyle. İsviçre bu konuda çok daha geride. Zaten az sayıda olan prodüksyonlarda göçmenlere sıra çok daha nadir geliyor. Neredeyse yok gibi…

Sizce sinemanın gücü, insanlar arasında var olan önyargıları yıkmada ne derece etkili olabilir? Burada kendinize nasıl bir rol biçiyorsunuz?

Sinema, film, televizyon, basın gibi geniş kitlelere kısa yoldan ulaşabilen kim ve ne varsa elbette ki önyargıları yıkmak, bir görüşü yaymak, lobi oluşturmak için en güçlü araçlar bence. Bizim açımızdan bakarsak; kimse elinden geleni ardına koymasın diyorum. Önüme gelen projeleri ölçüp biçiyorum, bakış açıma ters düşenleri kabul etmiyorum veya senaryoyu olabildiğince istediğim kıvama getirtiyorum. Yani taviz vermiyorum (gülüyor). Gerekiyorsa kendi şahsi çıkarlarımı göz ardı edip rol almıyorum.

Çalışmalarınızı bundan sonraki süreçte Almanya’da mı sürdüreceksiniz?

Öyle bir kısıtlamam yok (gülüyor). Konuşabildiğim her dilde, hatta hiç bilmediğim bir dilde dahi, her yerde film yapabilirim. Bu sene Almanya’nın yanı sıra İsviçre’de de iki önemli projede yer aldım. Hatta projelerin birinde İsviçre televizyonunun iddalı yeni dizisi “Wilder“’de hiç bilmediğim Arapça dilinde oynadım. İnsan kendi ön yargılarını ve bilmediklerini de kırmalı…

İsviçre’ye dair plan ya da projeleriniz var mı? 

İsviçre’de yıllar önce “Umut Veren En İyi Oyuncu Ödülü“ ve sonra ekipçe “Schweizer Helden“ filmimizle Locarno Film Festivali’nde büyük seyirci ödülü almış olmamıza rağmen, Almanya’daki Adile Şimşek rolü sayesinde İsviçreliler de sanırım beni yeniden keşfetti. Şu an hiç peşimi bırakmıyorlar sağolsunlar. Birçok önemli projede yer almaktayım.

Sinema ile tanışmanız nasıl oldu?

Babam Erdoğan Tamer önemli bir gazeteci ve yazardı. Annemin de ses sanatı geçmişi var. Bu nedenle Ankara’da yazar-çizer-sanatçı bir çevrenin kalbinde büyüdüm. Çok şanslı bir çocukluğum oldu. Filme ilk adım atmama vesile olan kişi de aile dostlarımızdan biri olan, büyük oyuncu Zeki Göker’di. Zeki abinin kurmuş olduğu Eti Sanat Merkezi vardı ve ben küçükken tiyatroyu ziyaretlerine giderdik. Bir kere bir çocuk oyuncu gelmemiş, beni erkek kılığına sokup, sahneye atmışlardı. O tiyatro kulisinin kokusunu hiç unutmadım. Ve oradaki dostlukları tabi. Yine aynı yıllarda büyük usta Genco Erkal’ın başrolde oynadığı Ali Özgentürk’ün AT isimli filminde minicik bir rolde yer aldım. 9, 10 yaşlarındaydım o zamanlar… Çok aklım ermiyordu ama film ortamını sevmiştim. Bana premierde nezaketen bir de plaket vermişlerdi, hala saklarım.  Birgün Zürich’te film oyunculuk okulunun sınavları olduğunu duydum. Bir Cumartesi günüydü; bir gidip bakayım dedim. Gidiş o gidiş… Sinema eğitimimi Zürich’te bulunan EFAŞ European Film Actor School’da aldım.  Sanırım Türkiye kökenli olmamın verdiği, duyguları gösterebilme yeteneğimden dolayı, üç yıllık eğitimi sınıf atlayarak iki yılda tamamladım ve diplomamı aldım.

Sinema ve oyunculuk sizin için ne ifade ediyor?

Oynamayı seviyorum, o anı. Bir set işçisi gibi görüyorum kendimi.  Ama onun dışındaki şatafat çok benlik bir şey değil aslında. Şatafata çok da bir anlam veremiyorum zaten. Herkes işini yapıyor. Bu kadar basit.

Etkilendiğiniz ya da örnek aldığınız oyuncular var mı?

Birçok oyuncunun oyununu beğendiğim oluyor. Daha doğrusu doğal olan, inandırıcı olan, kendini dışardan seyretmeyen oyuncuları beğeniyorum. Ama örnek aldığım hiç kimse olmadı. Herkes kendi dünyasından beslenerek oynuyor çünkü.

Oyunculuktan bahsedebilir misiniz? Zorlukları nelerdir mesela ya da güzel yanları?

Set ortamında saatlerce bekledikten sonra, doğru anda doğru duyguyu verebilmek enerji ve konsantrasyon gerektiren bir iş bu. Kimsenin hakkını yemeden mecazi bir örnek vermem gerekirse; film işi için kömür madeninde çalışmak gibi zor bir iş derler. Yani o denli ağır olduğu söylenir. Ve meslek olarak çok da garantisi olan bir dal değil. Arka arkaya film çekip, yıllarca hiçbir projede yer alamama riski var mesela. İlk aklıma gelenler bunlar. Güzelliği ise, set ortamında çalışan insanların pratik zekâları ve yaratıcı güçleri… Her türlü zorluğu altedebilme yetenekleri, nereden gelirseniz gelin, kim olursanız olun o ekibin parçası olmanız mesela. Ufku dar olmayan insanlarla karşılaşıyorsunuz çoğunlukla.

www.haberpodium.ch
Foto:Yigit Aksu

James Bond filminde de rol aldınız. Bu filmde rol almanız nasıl oldu?

Birgün evde otururken, telefon çaldı. O gün tam da 1 Nisan’dı. “James Bond castingine gelmek ister misiniz?” diye sordu telefondaki ses. Arkadaşlarım şaka yapıyor sandım önce. Castingci olduğunu söyleyen telefondaki kişiye, gelemeyeceğime dair birçok kaba neden saydıktan sonra, gitmem gereken adresin ciddiyetinden işin şaka olmadığını anladım. Castinge gittim, verilen sahneyi oynadım. Castingcinin “James Bond ve Ocean 12” gibi meşhur birçok filmin Castingcisi olduğunu da günler sonra anladım. Üst üste çok komik olaylar yaşadığım bir çekimdi.

Sinema dünyası rol vermek istediği oyuncuları nasıl buluyor?

Almanya ve İsviçre’de bir filme oyuncuları teklif eden kişi, yani Casting’ci, kafasında role uygun bulduğu oyuncuları, yapımcı ve rejisöre teklif ediyor. Sonra size birkaç sahne gönderiyorlar. Bunları ezberleyip, gidip sunumunuzu yapıyorsunuz. Yapımcı ve rejisör de sizi role uygun bulursa ok’yi alıyorsunuz. Bu iş için oyuncuların kendi web sayfaları ve showreel’lerinin olması da faydalı oluyor tabi. Oradan sizi izleyip role uygun görürlerse nadiren de olsa, casting yapılmadan da rolü alabiliyorsunuz.

Hedefleriniz arasında Hollywood da var mı?

Genelde kendime hiçbir hedef koymuyorum açıkçası. Beni bulması gereken doğru projenin bana ulaşacağına inanırım hep. Tipik gişe Hollywood filmlerini pek seyrettiğim de söylenemez. Kısmet.

Yeni projeleriniz olacak mı?

Bu sene leyleği havada gördüm diyebilirim. Hayli yoğun geçti. Biraz dinlensem iyi olur. Hatta kedimle ve ailemle vakit geçirmeye ihtiyacım var aslında. Bakalım… Bu iş sürprizlerle dolu, her an herşey olabiliyor.

Müzikle de ilgileniyorsunuz. Son sorumuz bu konu ile ilgili olsun. Müzikal çalışmalarınızdan da kısaca bahsedebilir misiniz?

Müzik annemden ve teyzemden bana geçen bir güzellik. Annem Bilge Tamer, Türkiye’nin ilk ve en otantik Azeri seslerinden biridir. Örneğin “Ayrılık” şarkısını Türkiye ilk olarak ondan duymuştu. Benim şu an fırsatım yok pek. Müzisyen arkadaşlarımla çalışabilmek için Türkiye’de daha çok vakit geçirmem gerekiyor. Çok isterim, çünkü esaslı müzik herşeyden üstün bence. Dinleyene de, yapana da şifa.

 

Sanatçının aldığı ödüller

Alman Oyuncu Ödülü 2017 – en iyi yardımcı kadın oyuncu – „NSU Almanya’nın Ortasında – Kurbanlar“ trilojisindeki ADİLE ŞİMŞEK rolü için.

Alman Televizyon Ödülü 2017 – NSU Almanya’nın Ortasında Triloji

Grimme Ödülü 2017 – NSU Almanya’nın Ortasında Triloji

Séries Mania En Iyi Dizi Ödülü 2016 – NSU Almanya’nın Ortasında Triloji

Ondas Enternasyonal TV Ödülü 2016 – En Iyi Mini Dizi – NSU Almanya’nın Ortasında Triloji – (NSU: GERMAN HISTORY X)

Locarno Film Festivali Seyirci Ödülü 2014 – “Schweizer Helden“ filmi

Isviçre Film Ödülü Quarz – Umut Veren En Iyi Oyuncu 2010 – “Dirty Money L’infiltré“ filmindeki Şükran rolü için

First Steps Max Ophüls Film Ödülü 2002 – En iyi Kısa Film – “Ferrari”

Alman Film Ödülü 2001 – En iyi Kısa Film – “Cut Away”

Tokyo Enternasyonal Film Ödülü 1885 – En iyi Film – “At”

Rol aldığı uzun metrajlı filmler

BUĞDAY, Yönetmen: Semih Kaplanoğlu, 2014

SCHWEIZER HELDEN, Yönetmen: Peter Luisi, 2013
DIRTY MONEY – L‘INFILTRÉ, Yönetmen: Dominique Othenin-Girard, 2009

JAMES BOND – QUANTUM OF SOLACE, Yönetmen: Marc Forster, 2008

DANSÖZ, Yönetmen: Savaş Ay, 2002

AT, Yönetmen: Ali Özgentürk,1981

Rol aldığı TV dizilerden Seçmeler

GROSSSTADTREVIER Reji: Nina Wolfrum, 2017

TATORT – ALTE MÄNNER STERBEN NICHT – ONE TAKE, Reji: Dani Levy, 2017

FLUCHT INS UNGEWISSE, Yönetmen: Stephan Lacant, 2017

WILDER, Yönetmen: Pierre Monnard  2016-2017  Rol: Aisha Al-Baroudi  Dizi SRF

NSU; ALMANYA‘NIN ORTASINDA – KURBANLAR – BENI UNUTMAYIN Yönetmen: Züli Aladag, 2015

TAG UND NACHT, Yönetmen: Beni Weber, 2008

DER FAHNDER, Yönetmen: Hans Noever, 2001

AVRUPA’DAN, Yönetmen: Nursel Türkkan,1994